Galaxy S25 Ultra’yı kullananlar yorumcular ve ilk günden fark ettiği şey şu oldu: Samsung bu sefer devrim yapmamış, ince ayar çekmiş. Köşeler yumuşamış, çerçeve titanyum kalmış ama biraz daha ele oturuyor, ekran parlaklığı gözle görülür şekilde artmış. Yani S24 Ultra’dan geliyorsanız “vay be” dedirtecek bir sıçrama beklemeyin. Ama S22 ya da daha eski bir modeldeyseniz, hikaye tamamen değişiyor.
Kutuyu açar açmaz elinize aldığınızda hissettiğiniz o soğuk metal doku hâlâ orada. 218 gram, yani hafif bir telefon değil. Cebinizde varlığını hissettiriyor.
Tasarım ve ekran: Köşeler yuvarlandı, gözler rahatladı
S25 Ultra’nın en çok konuşulan tasarım değişikliği köşelerin yuvarlatılması. S24 Ultra’nın keskin, neredeyse kutu gibi hatları rahatsız edenler için güzel bir haber. Artık avuç içinde daha az batıyor. Bu küçük gibi görünen değişiklik, günde onlarca kez telefonu elinize aldığınızı düşününce hiç de küçük değil.
Ekran tarafında 6.9 inçlik AMOLED panel var, 120 Hz adaptif yenileme hızıyla. Zirve parlaklığı 2600 nit’e çıkıyor. Bunu neden umursayasınız? Çünkü öğlen güneşinde dışarıda telefonunuzu okuyabilmekle, elinizi siper edip ekranı görmeye çalışmak arasındaki fark tam olarak bu. Güneşin tepede olduğu bir öğlen kafede oturup mesaj yazarken ekranı hiç zorlanmadan okudum, ki bu benim eski S23 Ultra’mda mümkün değildi.
Gorilla Armor 2 cam, yansımayı ciddi oranda kesiyor. Parlak ışık altında ekrandaki yansımaların can sıkıcı olduğunu bilenler için gerçek bir konfor.
Kamera: 200 MP hâlâ zirvede ama fark artık detayda
Ana sensör yine 200 megapiksel. Samsung bu kez donanımı fazla kurcalamamış, işin çoğunu yazılım ve yeni işlemci gücüyle yapıyor. Sonuç? Gündüz çekimlerinde renkler biraz daha doğal, aşırı doygunluk azalmış. Samsung telefonların “her şeyi turuncuya boyama” alışkanlığı vardı, bu modelde epey dizginlenmiş.
Asıl atlama gece modunda ve ultra geniş açıda yaşanıyor. Ultra geniş kamera artık 50 MP, önceki 12 MP’ye kıyasla detay farkı gözle görülür. Loş bir restoranda çektiğim yemek fotoğraflarında gürültü belirgin şekilde azaldı, karanlık köşeler ezilmeden kaldı.
Zoom tarafında iki teleobjektif korunmuş: 3x optik ve 5x periskop. 10x’e kadar dijital zoom kullanılabilir hale gelmiş bir netlikte. 30x üstünde ise hâlâ o tanıdık “sulu boya” efekti başlıyor, kimse kandırmasın. Uzaydan Ay çekmek isteyenler için değil bu; ama konser, maç, uzaktaki bir tabela için fazlasıyla yeterli.
Bir uyarı: portre modunda saç tellerinin kenarında ara ara yapaylık görüyorum, özellikle karmaşık arka planlarda. iPhone bu konuda hâlâ bir adım önde.
Video ne durumda?
8K 30fps kayıt var ama açıkçası çoğu kişinin işine yaramayacak, dosyalar devasa. Asıl kullanacağınız 4K 60fps ve burada stabilizasyon inanılmaz iyi. Yürürken çektiğim videoda neredeyse gimbal takmış gibi bir yumuşaklık yakaladım.
Performans: Snapdragon 8 Elite ne kadar hızlı?
İçeride Snapdragon 8 Elite (Galaxy için özel sürüm) çalışıyor. Rakamlarla boğmayacağım ama şunu söyleyeyim: Genshin Impact’i en yüksek grafiklerde bir saat oynadım, telefon ısındı ama termal throttling yani ısınmadan kaynaklı hız düşüşü neredeyse hissedilmedi. Bir önceki nesle göre grafik performansında ciddi kazanç var.
Günlük kullanımda bu gücün çoğunu zaten harcayamayacaksınız. Uygulama açma, çoklu görev, kaydırma… hepsi tereyağından kıl çeker gibi. Fark asıl ağır işlerde, video düzenlemede, oyunda ve yapay zeka işlemlerinde ortaya çıkıyor.
RAM 12 GB, 512 GB modelde 16 GB’a çıkıyor. Onlarca sekme açık Chrome ile arka planda müzik ve navigasyon çalıştırırken bile takılma yaşamadım.
Batarya ömrü: Aynı 5000 mAh, biraz daha akıllı
Samsung bataryayı yine 5000 mAh’te bırakmış. Rakipler 5500-6000 mAh’e geçerken bu biraz cimrilik gibi görünüyor. Ama işlemcinin verimliliği sayesinde gerçek kullanımda kayıp yok, hatta kazanç var.
Orta-yoğun kullanımda (birkaç saat ekran, sosyal medya, biraz oyun, sürekli bildirim) günü rahat çıkardım, akşam yatarken telefonda %20 civarı kalıyordu. Ağır kullanıcıysanız yine de akşamüstü bir şarj molasına ihtiyaç duyabilirsiniz.
Şarj tarafı ise hayal kırıklığı: hâlâ 45W kablolu şarj. 2025’te 45W, rakiplerin 80W-100W’a koştuğu bir ortamda geride kalmış hissettiriyor. Sıfırdan tam doluma yaklaşık bir saat gidiyor. Kablosuz şarj 15W.
S Pen ve yazılım tarafı
S Pen yerinde duruyor ama bu sefer Bluetooth özelliği kaldırılmış. Havada el hareketiyle fotoğraf çektiren o özelliği kullananlar için üzücü, ama dürüst olalım, kaç kişi gerçekten kullanıyordu ki? Samsung muhtemelen istatistiklere bakıp gereksiz maliyet olarak görmüş.
One UI 7, Android 15 üzerinde çalışıyor ve arayüz daha temiz, animasyonlar akıcı. Galaxy AI özellikleri epey genişlemiş: gerçek zamanlı çeviri, çağrı asistanı, fotoğraf düzenlemede nesne silme… Bunların bir kısmı gerçekten işe yarıyor, bir kısmı ise “bir kez denedim, bir daha açmadım” kategorisinde.
En değerlisi bence yazılım desteği: Samsung 7 yıl büyük Android güncellemesi sözü veriyor. Bu, telefonu 2032’ye kadar güncel tutabileceğiniz anlamına geliyor ki fiyatı düşününce bu taahhüt cidden önemli.
Fiyat analizi: Bu para buna değer mi?
Galaxy S25 Ultra Türkiye çıkış fiyatları depolamaya göre değişiyor. Kabaca çerçeve şöyle:
- 256 GB: giriş fiyatı, çoğu kullanıcı için yeterli depolama
- 512 GB: araya birkaç bin lira giriyor, üstelik RAM de artıyor, fiyat/fayda açısından en mantıklısı bu
- 1 TB: video çeken, bol dosya taşıyan profesyonel kullanıcı dışında gereksiz
Türkiye’deki vergilerle birlikte fiyat kulağı tırmalayacak seviyede, bunu saklamanın anlamı yok. Ama iki nokta işleri değiştiriyor. Birincisi, ön sipariş ve lansman dönemlerinde Samsung genelde bir üst depolama modelini alt fiyatına veriyor; 512 GB’ı 256 GB parasına kapmak mümkün oluyor. Bunu kaçırmayın. İkincisi, eski telefon takas kampanyaları düşünülenden yüksek indirim sağlayabiliyor.

